MERİT LEFKOŞA HOTEL & CASINO

KEŞİF NOKTALARI

LEFKOŞA

Günümüzde Kıbrıs'ın başkenti olan Lefkoşa'nın Kıbrıs Tarihi açısından büyük önemi var. Lefkoşa, Bizans, Lüzinyan, Venedik, Osmanlı ve İngiliz tarih ve kültürünü içinde barındıran önemli bir Akdeniz kentidir. Lefkoşa ülkenin en kalabalık kentidir. Kentin kuzeyinde Türkler, güney bölümünde ise Rumlar yaşamaktadır. Bu özelliği ile Dünyadaki bölünmüş tek başkenttir.

Kent, adanın ulaşım, iş, ekonomi, politika, kültür ve eğlence merkezidir. Bölgede sinemalar, gece kulüpleri, diskolar ve kumarhaneler, kent eğlencesinin başlıca unsurlarındandır. Kentte birçok kafe, restoran ve bar bulunmaktadır. Mevcut mekanlarda, gerek dünya mutfakları gerekse Kıbrıs mutfağına ait lezzetlerle tanışmanız mümkündür. Ayrıca birçok gece kulübünde haftanın belli günlerinde çeşitli parti programları düzenlenmektedir.


DERVİŞ PAŞA KONAĞI

19. yy.da yapılmış bu iki katlı konağın sahibi Kıbrıs’ta ilk Türkçe gazetelerden olan ‘Zaman’ gazetesini yayınlayan Derviş Paşa’dır. Konak, Lefkoşa surlar içinde tarihi çevre dokusunu en yoğun biçimde koruyan Arap Ahmet Mahallesi’nde bulunmaktadır. İki giriş kapısı olan konağın esas giriş kapısı üzerinde hicri 1219 (miladi 1807) tarihi okunmaktadır. Konak iki katlı olup, alt katı taştan, üst katı ise kerpiçten inşa edilmiştir. Sonradan ilave edildiği belli olan başodanın süslemeli tavanında miladi 1869 tarihi okunmaktadır. Konak ‘L’ planlı olup, geniş bir iç avlusu vardır. Alt kat odaları iç bahçeyi çevreleyen revaklı galerilere açılmaktadır. Üst kata avludaki haznenin üzerine oturan ahşap bir merdivenle çıkılmakta ve odalar kapalı bir sofaya açılmaktadır. 1978 - 1988 yılları arasında yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, konağın kütüphane, kültür merkezi veya eski eserler ve müzeler dairesi olarak düzenlenmesi uygun görülmüştür. Bir bölümü başoda, gelin odası, yatak odası, yemek odası ve tezgah odası olarak düzenlenen konağın bir bölümünde de günlük yaşantıda kullanılan eşyalar sergilenmektedir. Teşhir ve tanzimi ‘müze – ev’ olarak tamamlanan konak 21 Mart 1988 tarihinde Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

ST.NİCHOLAS KİLİSESİ (BEDESTEN)

Bina 12. yy.da bir Bizans kilisesi olarak yapılmıştır. (St. Nicholas Kilisesi) Daha sonra Lüzinyanlar tarafından yapılan bazı gotik eklemelerle genişletilmiştir. Venedik döneminde ise yeni değişikliklerden sonra Yunan Ortodoks metropolisine verilen bina, farklı mimari tarzlarla hibrid bir dokuya sahiptir. Osmanlılar döneminde daha çok tekstil ürünlerin satıldığı bir çarşı ve depo işlevi görmüştür. Kuzey kapısı üzerindeki taş işçiliği St. Sophia Katedrali’nin kapısına benzer.

DERVİŞ PAŞA KONAĞI

19. yy.da yapılmış bu iki katlı konağın sahibi Kıbrıs’ta ilk Türkçe gazetelerden olan ‘Zaman’ gazetesini yayınlayan Derviş Paşa’dır. Konak, Lefkoşa surlar içinde tarihi çevre dokusunu en yoğun biçimde koruyan Arap Ahmet Mahallesi’nde bulunmaktadır. İki giriş kapısı olan konağın esas giriş kapısı üzerinde hicri 1219 (miladi 1807) tarihi okunmaktadır. Konak iki katlı olup, alt katı taştan, üst katı ise kerpiçten inşa edilmiştir. Sonradan ilave edildiği belli olan başodanın süslemeli tavanında miladi 1869 tarihi okunmaktadır. Konak ‘L’ planlı olup, geniş bir iç avlusu vardır. Alt kat odaları iç bahçeyi çevreleyen revaklı galerilere açılmaktadır. Üst kata avludaki haznenin üzerine oturan ahşap bir merdivenle çıkılmakta ve odalar kapalı bir sofaya açılmaktadır. 1978 - 1988 yılları arasında yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, konağın kütüphane, kültür merkezi veya eski eserler ve müzeler dairesi olarak düzenlenmesi uygun görülmüştür. Bir bölümü başoda, gelin odası, yatak odası, yemek odası ve tezgah odası olarak düzenlenen konağın bir bölümünde de günlük yaşantıda kullanılan eşyalar sergilenmektedir. Teşhir ve tanzimi ‘müze – ev’ olarak tamamlanan konak 21 Mart 1988 tarihinde Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.

ST. CATHERİNE KİLİSESİ (HAYDARPAŞA CAMİİ)

St Sophia’dan sonra en dikkate değer Lüzinyan yapısı St. Catherine Kilisesi şimdiki Haydar Paşa Cami’dir. Tarihçi Sir Harry Luke tarafından Kıbrıs’ın en zarif ve mükemmel gotik binası olarak tanımlanmaktadır. St. Catherine Kilisesi 14. yy.da inşa edilmiş olup, Osmanlıların adaya hakimiyetlerinden sonra cami haline getirilmiştir. Binanın yukarı doğru daralan ayaklarının arasına uzun ve dar gotik pencereler yerleştirilmiştir. Pencerelerin üst kısımları alçıdan geometrik desenlerle süslüdür. Kilisenin üç girişi vardır; gotik stilde yapılmış olan güney kapısının ince taş işçiliği ve kapı sövesinin üzerinde Lüzinyan armalarının kabartmaları göze çarpmaktadır. Batı kapısı daha büyük olup, aynı mimariye sahiptir; sövesi gül ve ejderha motifleriyle süslüdür. Kuzey girişi daha sadedir, burası dirsekler üzerinde elinde balık tutan çıplak bir kadın figürü ve ejderha türü kabartmalarla süslüdür. Kilisenin içinde bir koro yeri, törenlere ait eşyaların saklandığı bir oda, hazine ve küçük bir vaftiz havuzu bulunmaktadır.

BÜYÜK HAN

Tarih ve mimari değerler bakımından Lefkoşa’daki Türk eserlerinin başında Büyük Han gelmektedir. 1572 yılında adanın ilk Osmanlı Valisi Beylerbeyi Muzaffer Paşa tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir. Yapı dörtgen bir plan üzerine, iki katlı inşa edilmiş olup, geniş bir avlunun çevresinde sıralanan odalar kemerli ve kubbeli bir sundurmaya açılmaktadır. Büyük Han’ın çeşitli yapılardan ve yerlerden alınmış taşlardan yapıldığı bellidir. Aynı şekilde avlunun ortasındaki mermer sütunlar üzerine yapılmış mescidi tutan sütunların da başka bir yapıdan alınmış olunması muhtemeldir. Altı köşeli, konik başlıklı taş bacalarla, bu kubbeli küçük mescit, Hanın Türk tarzı mimarisini tamamlayan önemli unsurlardır. Hanın zemin katındaki odalar dükkan, depo ve ofis olarak kullanılmıştır. Üst kattaki sekizgen bacalı birer şömineleri olan odalar ise yatak odalarıdır. Anadolu’da sık rastlanan benzerleri gibi olmasına rağmen, bir farklılığı da mevcuttur. Bu tip han ve kervansaraylar genellikle tek bir ana kapıya sahip olmalarına rağmen, Büyük Han’ın bir girişi daha bulunmaktadır.

TAŞ ESERLER MÜZESİ

Selimiye Cami'nin doğusunda bulunan Taş Eserler Müzesi (Lapidary Müzesi), 15. yy.da inşa edilmiş Venedik tarzı bir yapıdır. Orta çağlardan bugüne değin birçok taş eser (armalar, mermer eserler, lahit ve sütunlar) örneklerini barındırmaktadır. Giriş kapısının karşısında görkemli taş işlemeli pencere, eskiden Sarayönü meydanında olup İngiliz döneminde yıktırılan Lüzinyan sarayından getirilmiştir. En göze çarpan eserler olarak Dampierre ailesine ait lahit ve 13. yy.da Kıbrıs Mareşali olan Adam of Antioch’a ait mezar taşı sayılabilir. Ayrıca mermerden bir St. Mark aslanı da avluda bulunan eserler arasındadır.

KUMARCILAR HANI

17. yy. sonunda yapılmış olan bir Osmanlı yapısıdır. Giriş kapısındaki işlemeli gotik kemerin biçimi ve oranlarının yapıdaki diğer kemer ve Osmanlı mimari üslubuna aykırı olması nedeniyle daha önceden var olan bir yapıya - muhtemelen bir manastır - ait olabileceği düşünülmektedir. Yapı dörtgen bir plan üzerine inşa edilmiş olup, iki katlıdır; camisi yoktur. Yolcular üst katlardaki odalarda kalır, alt kattaki odalarsa hayvanlarının konaklaması ve eşyaları için depo amaçlı kullanılırdı.

LEFKOŞA KENT SURLARI VE GİRNE KAPISI

Türklerin Kıbrıs’ı almak üzere olduğu dönemde Venedikliler, Lefkoşa şehrini savunabilmek için, kentin çevresindeki eski Lüzinyan surlarının yerine 1567 yılında yeni surlar yapmaya başladılar. Surların planını Guilio Savorgnano adlı ünlü Venedikli bir mühendis çizmiştir. Daire şeklinde 3 mil çevresi olan bu surların üzerinde, her biri birer kale sayılabilecek 11 burç ve toplam 3 kapı bulunmaktadır. Surlar, dışı taşla örülmüş kalın toprak duvarlardı. Surlarda bulunan kapıların adları, kuzeyde 'Porta Del Proveditore - Girne kapısı-' doğuda 'Porta Guiliana- Magosa kapısı' ve batıda 'Porta Domenico - Baf kapısı' dır. Venedikliler surları yapabilmek için 3 millik çevrenin dışında bulunan evleri, sarayları, manastır ve kiliseleri yıkıp taşlarını surların yapımında kullanmışlardır. Surların yapımında Frenk soylularının ve diğer katkısı olan kişilerin adları da (Rochas, Loredano, Barbaro gibi) burçlara verilmiştir. Venedikliler Lefkoşa kenti surlarını bitirmeden Osmanlılar tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Eski Lefkoşa şehrini çevreleyen surların üzerinde bulunan 3 kapıdan biri de kuzeydeki Girne kapısıdır. Burası kentin en önemli giriş çıkış noktalarından biriydi. Mimar Proveditore Francesco Barbaro’nun adından esinlenerek 'Del Proveditore' olarak da bilinen kapıyı, Türkler 1821’de tamir ederek üzerine kubbeli bir oda eklemişlerdir. Kapı üzerindeki kitabede Kur’an-ı Kerim’den ayetler bulunmaktadır. Kapının kuzeye bakan tarafına 1820’de II. Mahmut’un turası yerleştirilmiştir.

VENEDİK SÜTUNU, SARAYÖNÜ, ATATÜRK MEYDANI

Atatürk Meydanı’ndaki Venedik Sütunu (Dikilitaş) Venedikliler tarafından 1550’de dikilmiştir. Eskiden üzerinde St. Mark aslanı bulunuyordu. Osmanlılar sütunu kaldırarak Sarayönü Camisi’nin avlusuna koymuşlardır. İngilizler 1915 yılında, 6 m yüksekliğindeki sütunu şimdiki yerine yerleştirmişlerdir. Tek kurşuni renkte bir granit olan sütunun, Salamis’teki bir mabetten getirildiği sanılmaktadır. Sütunun alt tarafında 6 İtalyan ailesinin armaları bulunmaktadır. Sütunun üzerindeki bakır küre sonradan ilave edilmiştir. Atatürk Meydanı’nın batısındaki binalar (devlet daireleri) 1900’lerin ilk yıllarında İngiliz koloni devrinde inşa edildiklerinden özel bir görünüme sahiptirler. Binaların doğuya bakan yönünde bir çeşme vardır. Ayrıca Kraliçe Elizabet’in 1953 yılında tahta çıkması nedeniyle inşa edilen bir platform bulunmaktadır. Üzerinde İngiltere’nin arması bulunan bu platformdan, İngiliz valisi, Kraliçe’nin tahta çıktığını ilan etmiştir.

SULTAN MAHMUT KÜTÜPHANESİ

1829 yılında Sultan II. Mahmut tarafından inşa ettirilmiş olan yapı, Selimiye Cami’nin doğu kapısı yanında bulunmaktadır. Bina, kubbeli büyükçe bir odayla, yine kubbeli ve kemerli bir sundurmadan oluşmaktadır. Arap Ahmet Cami gibi klasik Osmanlı cami ve medrese mimarisinin bir örneğidir. Kütüphanede 1.700 kadar kitap bulunmakta, bunların arasında el yazması Kur’an-ı Kerim ve değerli Arapça, Türkçe ve Farsça kitaplar yer almaktadır.

BÜYÜK HAMAM (ST.GEORGE KİLİSESİ)

Günümüzde de çalışır durumda olan Büyük Hamam eski bir Latin kilisesinin kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. İşlemeli gotik tarzı kemer kapısından ve taş duvarlarından da Luzinyan yapısı olduğu belli olan bu yapının adı St. George kilisesiydi. Yapının bir özelliği de bina zemininin yoldan 2-3 metre kadar aşağıda kalmış olmasıdır.

Yukarı Çık