MERİT INTERNATIONAL HOTELS & RESORTS & CASINO

HABERLER → TAM BİR MEYHANE NOSTALJİSİ: MANA

Quality of Magazine - 2015-01-01

Reha ARAR rehaarar@hotmail.com Tam bir meyhane nostaljisi: Mana 2000'li yılların başında Kuzey Kıbrıs'ta turizm çeşitliliğine rastlanamıyordu. Deniz, kum, güneş ve şans oyunları için yeşil ada cazipti. Merit'in önderliğinde idealist Türkiye'deki bazı acenteler kongrelerini Girne'de yapma konusunda çaba harcamaya başlamışlardı. Bunlardan bir tanesi de Prokon Acentesi ve de sahibi değerli dost, büyük koleksiyoner Erdoğan Girav'dı.
Erdoğan Bey'in harita, eski daktilo ve İstanbul kitapları koleksiyonlarının yanında yiyecek ve içecek konusundaki derin vukufuyeti beni çok etkilemişti. Yaptığı kongrelerin öncesinde ve sonrasında hep rakı sohbetlerini, mezeleri konuşur, meyhanelerden bahsederdik. Yıllar sonra kızım Aylin Arar'ın mücevher yaptığı bir müşterisinin tavsiyesiyle Mana'yı keşfettik, içeri girdiğimde duvarları süsleyen objeler adeta tanıdığım, bildiğim parçalardı. Sahiplerinin kim olduğunu sorduğumda aldığım cevap yanılmadığımı gösterdi. Mekân, Girav Ailesi'nin bir işletmesiydi. Her şey o babanın titizliği ve disiplini üzerine kurulmuştu. En hoşuma giden iki unsur masaya getirilen ve sırasıyla isimleri söylenen alışmış olduğumuz klasik kadeh, onun biraz kısa boylusu olan kesme kadeh ve kesme kadehin bir incesi Ata kadehiydi. Diğer enteresan sunum ise masaya oturduğunuzda rakıyla beraber ilk olarak büyük Ata'mızın rakısını içerken vazgeçemediği beyaz leblebi ve ılık halde masaya sunulan rakılı peynir ezmesiydi. Mana Galata'da tarihi bir bina olan ve 1800'lü yıllarda inşa edilmiş, son yıllarda ise ödüllü Yüksek Mimar Dr. Sinan Genim'in restorasyon projesi ile hayat bulmuş bir yapıydı. Merak ettim, acaba neden Fransız Geçidi yapılmış ve adı bu şekilde anılıyor diye. Sonuç, gemiyle Galata'ya mallarını getiren Fransız gemicilerin Türk tüccarlarla buluşmak için ve mallarını teşhir etmek için yapılan geçitti. Başlangıçlara gelince; İstanbul'daki ekalliyet kültürünün izlerini taşıyan Zazaki (Süzme yoğurt, salatalık), Pastırma Turşusu, Kaşkarikas (Yeşil kabak, kuş üzümü fıstık), Tahinli Fasulye Paça (Kuru fasulye, tahin, yoğurt) ve Mutabbel (Közlenmiş patlıcan, süzme yoğurt, tereyağında kavrulmuş file fıstık) ile Ballı Patlıcan masayı süslüyor. Sıcaklara gelince...
İstanbul Meyhanelerinin menülerinde görmeye alışmadığımız bazı tatlar karşımızda; Pırasa Köfte, Sumaklı Bıldırcın gibi. Bunlara ilaveten Fıstıklı Balık Köfte, son günlerin moda tatlarından Kağıtta Kokoreç mutlaka tadılmalı. Restoranın imza yemeği ise bence Beğendili Lokum. Hani lokum gibi et derler ya... Bana yatağıyla onu andırdı. Mana'da sıcak ana yemek yok. Sıcak mezeler genelde ortaya getiriliyor ve paylaştırılıyor. Tatlılar bölümüne gelince, Rakılı Kavunlu Dondurma hem sorbe anlamında, hem de dessert olarak anılabilir. Onun dışında Tahinli Çıtır Kabak Tatlısı, Yassı Kadayıf da hoş tatlardan.
2013 yılı Eylül ayından beri eski istanbul Meyhanelerinin sıcaklığını ve nostaljisini yaşatan Mana Restaurant'ın mutfağı Sinan Çetinkaya'ya emanet. Tavsiyem bir an evvel gidip ziyaret etmeniz yolunda. Tabii ki birinci tercihiniz eğer rakı ise zira şarap menüsü aynı oranda zengin değil.
Kemankeş Mahallesi, Rıhtım Caddesi, Fransız Geçidi, No:53/8 Beyoğlu/İstanbul 0212 293 09 93 A real nostalgic Turkish Tavern: the Mana İn the earty ZOOOs, there v/as not much divisiveness I in the Northern Cyprus tourism industry. The island i was already attractive with the sea, the sand, sun and gambling. Ledby Merit, some Turkish agencies started their efforts to organize their congresses in Cime (Kyrenia). Among them v/as the Prokon Agency with its owner, our valuable friendandan enthusiastic collector Erdoğan Girav.
Besides his interest formaps, old typewriters and booksabout İstanbul, Erdoğan's enthusiasmforfood and drinks impressed mealot. Before and after the congresses organizedbyhim, vve taIkedabout the discussion and hors d'oeuvre taking place at rakı tables and about Turkish taverns. Manyyears later, vve discovered the Mana, following an advice of a customer ofmy daughter Aylin Arar, whom she made jewelry for. VZhen I first entered it, the ornaments looked very familiar to me. When I asked who the owners were, the answerproved me right. The place was owned by the Ciravfamily. Everything resembled its father's attention anddiscipline. The things I likedmost were the glasses brought to the table namedin sequence: the traditional glass, the crystal glass, shorter than the classical one and the Ata glass, thinner than the crystal one. When vve took ourseats, another interesting offer were the white chickpeas and the warm served cheese paste arriving with rakı; like ourgreat leader, Ata, who a/vvays ordered them with rakı. The Mana is a historical building from the 18th century and it has recently been renovatedin a restoration project by the Master Architect Dr. Sinan Genim. I wondered why there is a doorway named the French gate. The reason for this is that it was a gate where French ship-owners, shipping their goods to Galata, met with Turkish merchants andpresented their goods. Let's talk about the appetizers: Zazaki (strained yoghurt and cucumber), Pastramipickles, Kaşkarikas (green sguash, black current and nuts), dried bean soup with tahini (dried beans, tahini and yoghurt), Mutabbeş (roasted eggplant, strained yoghurt and nuts fried in butter) and eggplant with honey were decorating the table. As to the warm alternatives... There were some tastes vve may not see on tavern menus in İstanbul; for instance leek balls and quail with sumac. İn addition to them, fish balls with nuts and the grilledsheep's Intestines in paper, the recent trendy taste, should be tried. The specialty of the restaurant is Beğendili Lokum (meat with eggplant puree). Theycall their meat Turkish delight and it exactly reminded me of it. There is no main course on offer. Warm hors d'oeuvres are brought to the table and served instead. With respect to the desserts, the ice-cream with rakı and melon was vjorth mentioning among their sorbets. Additionally, the crunchy pumpkin dessert with tahini and the Yassı Kadayıf are also very the nice tastes.
Sinan Çetikaya is in charge of the kitchen of the Mana Restaurant, immortalizing the warmness andnostalgia of İstanbul taverns since September 2013.1 recommend going and visiting this restaurant as soon as possible, given the fact thatyou like rakı, the also available wine menu is not as comprehensive as the rakı menu.

Yukarı Çık